Etiketler

, , , , ,

.

FACEBOOK

“Bugün Cumartesi, ve benim hala bu akşam için bir planım yok!!!” diyor telefondaki ses. Cümlenin sonunda ki 3 ünlem abartı değil. Öyle haykırıyor, öyle isyanlarda. Geçen cumartesi için planı vardı, ondan önceki içinde. Ama bugün yok işte! Ne yapacak ki şuan başka? Arkadaş haklı (!)

Her hafta sonu dışarıda mı olmak gerekiyor?

Facebook’a sordum bu soruyu, “EVET” dedi. Twitter’da denedim şansımı. Onun da cevabı “EVET”.

Bir de eklediler: “Yazın da mutlak suretle tatile gitmen lazım Canım :p”

Çattık.

Sosyal medya, bizim kartvizitimiz gibi artık. Kendimizi tanımladığımız, bize ait olan özel alan. Ve bence çok gerekli, hatta muhteşem. İlgi alanlarımız dahilinde her şeyden anında haberdar olma şansı sunuyor bizlere, veya başka insanları bilgilendirmemiz için muhteşem bir yol. Herkes ile kolayca iletişim kurmamızı sağlıyor, çoğu zaman ilaç gibi imdadımıza yetişiyor. Harika bilgi alışverişleri sağlıyor, öğretiyor, eğitiyor. Ve en önemlisi, hayatımızın çok içinde. Eskiden sosyal medya hesaplarımıza ulaşmak için, bilgisayar başında olmayı beklerken, artık elimizde ki telefonlar sayesinde çok rahatça erişebiliyoruz.. Kısacası, sosyal medya her an aklımızın bir köşesinde.

Hepimiz bunların farkındayız.

Asıl farkında olmadığımız, sosyal medya neye zarar veriyor?

Cevap Rumi’den gelseydi ve “‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’ diyerek, boşuna uyarmadık seni” deseydi, haksız olmazdı.

İşte tam da bu tarafımıza zarar veriyor sosyal medya. Başkalarının gözünde kendimizi var etme yolumuzu, olduğumuzun dışına sürükleyebiliyor. Kendimizi yetersiz hissettirebiliyor. Hafta sonu kalabalık partiler içinde çekilmiş fotoğraflar, içimizde bir yerlere “ben neden orada değilim?, ben neden evdeyim?, neden şuan babaannemle fasulye ayıklıyorum?, babamın gençliğini dinledim ya bütün akşam!” gibi sinyaller gönderebiliyor.

Ve mutsuz ediyor bizi. Hayatımızla yetinmememize sebep oluyor.

Belki sen evde mutluydun, babanın anlattıklarına baya gülmüştün aslında, babaannen sana huzur vermişti. Ne oldu şimdi? Unuttun hepsini. Ya da zaten en baştan önyargıyla kabullenmiştin bu “sanal eksikliğini”, ve evde geçirdiğin her dakika için en baştan mutsuz olmayı seçmiştin.

Hafta sonu akşamlarımızı her türlü muhteşem geçirebiliriz. Dışarıda sevdiklerimizle eğlenirken, fasıl sofralarında çakır keyif, partilerde deli gibi sarhoş olurken.

Ve ya evde otururken, film izlerken, aileyle-sevgiliyle-arkadaşla kapalı kapılar ardında vakit geçirirken, kısacası dinlenirken.

Her ikisi de çok güzel. Kendi rızanla seçtiğin, başka etkilerde kalmadan kabul ettiğin sürece…