Etiketler

, , , , ,

Geçen bayram babaannem seneler önce kaybettiği babasından bahsediyor, kuzenimle bana.

“Erdem sahibi, kalender meşrep bir adamdı.”

Gurur duyarak anlattığı babasının nasıl bir insan olduğunu henüz anlamadık.

Devam ediyor babaannem: “İmanı kuvvetliydi, tevazu sahibiydi, latifesi de hiç eksik olmazdı babamın.”

Ne diyor bu kadın?

“Çok iyi bir insandı rahmetli, seveni çoktu.”

Son cümleyi anladık. Oh.

Öncekilere biraz göz atalım.

Kalender meşrep olmak; gözterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse anlamına geliyormuş.

Erdem’in tanımı ise bir çok düşünür tarafından yapılmış. Genel olarak, düşünce ve davranışlarda ki ölçü, nerede durup nerede durmayacağını bilme, olgun olma durumu. Tanrı’ya bağlı olmak anlamına geldiğini de söyleyen düşünürler mevcut.

İman ise Yaradan’ın getirdiği yasak ve emirlere itimat etmek, ve bunu dile getirmek.

Tevâzu, bir insanın kendisini başkalarından daha büyük, daha üstün, daha önemli ve daha değerli olarak görmemesi hali.

Başa alıyorum.

Babaannem bir adamı “hayranlıkla” tasvir etti. Günümüze göre çeviriyorum. Bu adam gösterişten hoşlanmıyor, sade yaşıyor bildiğin. Adam dengeli, haddini biliyor. Kapasitesine göre konuşuyor, davranıyor. Her şeyi ben bilirim havalarında da hiç değil. Aynı zamanda bu adam bir güce inanıyor, O’nun getirdiği disipline uyuyor ve bunu dile getiriyor.

Uzaylı mı bu?

Bizim buralarda biri birine hayransa şöyle diyor babaanne: “Adam karizmatik arkadaş, bir yürüyor “Benim” diyor sanki. Bu iş böyle. Öyle konuşmayan, sessiz bir tip hiç değil, her konuda bir söz sahibi.. Ukalalık bile yakışıyor kerataya, vay be! E hakli yani adam, herkes gibi değil sonuçta. Görkemli bir hayatı var, oradan oraya uçsuz kaçsın.”

Babaannem bunu duysa “Bak sen terbiyesize, gözü kör olmayasıca!” der.

Peki neden sana bunu anlattım?

Çünkü bir toplum içinde yaşıyoruz, ve farkında olmadan her şeyden çok etkileniyoruz. Kendine samimi olduğun sürece “değişmek, dönüşmek” çok güzel. Ama sana uymayan etkiler altında kısılıp kalır, olmadığın birini oynamaya çalışırsan hem çok yorulur, hem de çok mutsuz olursun.

Tüm çevren senin ne kadar dışa dönük, yetenekli ve cesur olduğunu konuşurken sen sadece koltuğunda küçülüp, hayal kurmak istiyorsan,

Partilerin en eğlenceli figürü sen gibi gözükürken, içinden tek istediğin eve gidip yayılmaksa,

“Ama neden sustun? Bir şeyin var senin, durgunsun çok, hasta mısın yoksa?” diyenlere “Yooo, o benim normal halim!” demek için çan atıyorsan, toplumun etkisi altında kalmış ve kendin olmayan birini oynuyorsundur demektir.

Ve bu durum, hayattan istediğin her şeye sahip olabilme deneyimini yaşamana engel olur. Çünkü kendin gibi olmadığın sürece “gerçekten” isteyemezsin! Hayatı boşu boşuna zorlaştırmaya ne gerek var?

Sen kendin gibi, olduğun gibi öylesine “muhteşem”sin ki, işte ben senin o haline hayranım!