Etiketler

, , , , ,

Tutkuyla sevmek, tutkuyla istemek, bir işe tutkuyla bağlı olmak, tutkuları olan insanlar neden hep olumsuz bir düşünce uyandırıyor kafamızda? Herkesin ilgi alanı, hobileri olabiliyor neden yaşamlarındaki tutkuları sorulunca herkes susuyor?

Tutku söz konusu oldu mu saplantı, mutsuzluk, hayal kırıklığı geliyor aklımıza. Aslında hayattan en çok tat aldığımız anlar tutkuyla pek de düşünmeden yaşadığımız anlar değil mi? O anlar değil mi beynimize kazınan, hiçbir karesi unutulmayan? Aşk da bir tutku değil mi zaten? Ya da kitap okumak bir tutku sayılmaz mı bazılarımız için? Kitap okumak nasıl bir hobi olabilir ki gerçek bir okur için? Kitap okumaktan vazgeçebilir, kitapsız bir dünya düşünebilir mi ki o? Öğrenme, gelişme, yenilenme tutkuları da yok mudur kitapların içinde? Alabilir misiniz onun elinden bu “hobisini”? Ya da bir dost, bir sevgili, bir anne kuru kuru sevilir mi öyle? Kalbini açmadan birkaç kişiye, insan insanlığını fark edebilir mi sizce?

Bir çok dinde fani hayat tutkulardan arınarak yaşanmalıdır. Tutku söz konusu olunca insan mutlak suretle bütün algısını ve düşünce sistemini yitirmeli midir acaba? Ortalama istekler, ortalama zevkler, ortalama düşünce, ortalama bilinç herkes için yeterli midir? Daha fazlasını istemek dahi aç gözlülük müdür, bencillik midir? Bunların hepsi ortalama bir mutluluk, ortalama hazlar ve ortalama bir hayat getirir aslında. İnsanların çoğu da ortalamadan çok hoşlanır. Ortalama hayat tahmin edilebilir, hissedilecek mutluluklar ve çekilecek acılar aşağı yukarı bellidir. Bu hayat bu yüzden sıradandır, bu yüzden her gün aynı şeyler olur, aynı şeyler hissedilir. Yolun sonunda geriye baktığında da insan huzurlu bir hayat gördüğünü sanır. Ancak sadece kendini kandırıyordur. Hiçbir fark yaratamamış, herkes gibi yaşamış çünkü hiçbir şeyi tutkuyla istememiştir. Öyle olağan mutluluklar ve ona çok da koymayan üzüntülerle çekip gider.

İstediğiniz bu mu?

Gerçekten mi?

Tutku sizde eksik olan…

Sizi tamamlayacak olan…

Peki ya bir şeye veya kimseye tutkulu olmak gerçekten bizi köreltiyorsa? Ya gerçekten bencil, başkasını asla düşünmeyen biri olursak?

Şimdi gelin de bana Marie Curie’nin yardım etmeye, Wolfgang Mozart’ın beste yapmaya, Stephen Hawking’in fene, Mohandas Gandhi’nin özgürlüğe, Deniz Gezmiş’in komünizme, Sezen Aksu’nun şarkılara, Muş’ta öğretmenlik yapan Ömer Aydınalp’in öğretmeye, Michael Jordan’ın basketbola ya da Mevlana’nın sevgiye tutkuyla bağlı olmadığını söyleyin.

Böyle bir şey bulamam ben derseniz de,

İsteyin, lütfen tutkuyla isteyin.

İhtiraslar, geminin yelkenlerini şişiren rüzgardır.Bazen gemiyi batırdığı olur, ama onsuz gemi yerinden kımıldamaz.

-Voltaire